Röportaj

“Dizginsiz ırkçılığın karşısına kendi vizyonumuzu koymak istiyoruz.”

- Marek Wieruszewski

Ulusal «Aramızda Sınır Yok» gösterisi, 26 Eylül 2026 tarihinde Bern’deki Federal Meydan’da (Bundesplatz) gerçekleştirilecek. Gösteri; göç geçmişi olan ve olmayan insanları, sendikaları, dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek insan hakları, dayanışma ve insan onuruna yakışır bir göç politikası için güçlü bir mesaj vermeyi amaçlıyor. Gösteri öncesinde Cyprien Baba, bu gösteriye katılmanın kendisi için neden kişisel bir önem taşıdığını anlatıyor.

«Aramızda Sınır Yok» gösterisine katılmak, özellikle kendi göç hikâyen açısından senin için ne ifade ediyor?

26 Eylül 2026 tarihinde Bern’deki Federal Meydan’da düzenlenecek gösteriye katılmak bende yeniden umut uyandırıyor. Uluslararası haberleri takip ettiğimizde, göç geçmişi olan insanların şeytanlaştırıldığı nefret dolu ve ırkçı söylemler ile insanları insanlıktan çıkaran görüntüler karşısında çoğu zaman öfke duyuyoruz. Hâlâ kararlı ve mücadeleci duruşunu sürdüren, farklı bir mesaj veren kuruluşların var olduğunu görmek beni özellikle mutlu ediyor. Bunlar, insan haklarına ve her bir insanın onuruna saygıyı çalışmalarının merkezine koyan kuruluşlardır.

Unia Sendikası üyesisin. Göç hareketinin talepleri ile sendikaların daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için yürüttüğü mücadeleler arasında nasıl bir bağlantı görüyorsun?

Göç hareketinin temel talepleri ile çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yürütülen sendikal mücadeleler arasında gerçek bir örtüşme bulunuyor. Örneğin, göçmenlere istikrarlı oturum izinleri verilerek ikamet statülerinin güvence altına alınması ve böylece idari belirsizlik ile güvencesizliğin önlenmesi talebinde olduğu gibi. İsviçre’de mevcut oturum izni sistemi nedeniyle göçmenler idari açıdan eşit koşullara sahip değiller. Örneğin çalışma hakkı sağlayan B tipi oturum iznini ele alalım.

Avrupa Birliği (AB) ve EFTA ülkelerinin vatandaşları için bu izin genellikle beş yıl geçerlidir ve belirli koşullar altında uzatılabilir. AB/EFTA dışındaki üçüncü ülke vatandaşları için ise çoğunlukla her yıl yenilenir ve özellikle bir iş sözleşmesinin bulunması gibi sıkı koşullara bağlıdır. Bu durum, göç geçmişi olan bazı çalışanların sendikaya üye olmasının önünde zaman zaman bir engel oluşturuyor. Bu insanlar sıklıkla haksızlıklara veya keyfî kararlara maruz kalıyorlar; ancak ailelerinin geçimini sağlayabilmek için oturum izinlerini kaybetmekten korktuklarından haklarını talep etmeye cesaret edemiyorlar. 

Bir diğer önemli konu ise özellikle işgücü piyasasına erişimde ayrımcılıkla mücadeledir. Bu nedenle sendika olarak yabancı ülkelerde alınmış diplomaların tanınması ve göç geçmişi olan insanların siyasi hayata daha güçlü biçimde katılması için de mücadele ediyoruz.

Göç geçmişi olan bir insan olarak çalışma hayatında veya günlük yaşamda seni bu gösteriye katılmaya yönelten ne tür deneyimler yaşadın?

17 yıldır İsviçre’de yaşıyorum. Yaşadığım belediyenin siyasi yaşamına aktif olarak katılma fırsatım oldu ve Unia Sendikası bünyesinde de faaliyet gösteriyorum. Farklı faaliyetlerim sayesinde çok çeşitli kökenlerden gelen ve farklı görüşlere sahip insanlarla karşılaşıyorum. Benim deyimimle «görünür bir azınlığa» mensup biri olarak, bazı ırkçı ve yabancı düşmanı söylem ve davranışların giderek nasıl normal kabul edildiğine ve hiçbir çekince duyulmadan dile getirildiğine tanıklık ettiğimi söyleyebilirim. Ben de son derece sarsıcı bir olay yaşadım. Birkaç yıl önce, akşam saat 18.00 civarında bir komşumuz bize haber vermeden yaşadığımız binanın su tesisatını kasıtlı olarak kapattı. Evimde artık su akmadığını fark ettiğimde, kızımın duş alabilmesi için bodruma indim ve su vanasını yeniden açtım. Birkaç dakika sonra kapım çalındı. Kapıyı açtığımda, bu komşunun çağırdığı iki polisi karşımda görünce şaşırdım. Polislerden biri, olayın benim açımdan nasıl gerçekleştiğini dinlemeye dahi çalışmadan bana bağırmaya başladı ve şöyle dedi: «Burası Afrika değil.» Bu sözlerin bütün ailemde yarattığı şaşkınlığı ve sarsıntıyı sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

26 Eylül’de Bern’de düzenlenecek gösteriye katılarak siyasi ve toplumsal açıdan neyi görünür kılmak istiyorsun? Sence İsviçre’de nelerin değişmesi gerekiyor?

Bu gösteriye katılmak benim için bir görevdir: genel olarak insan hakları için mücadele etmeyi sürdürme ve bugün özellikle göç geçmişi olan insanların onurunu savunma görevi. Bu gösteri aynı zamanda zor dönemlerden geçen ve kimi zaman travmatik durumlar yaşayan herkesle dayanışmamı ifade etme fırsatı sunuyor. 

İsviçre’nin göç politikasının daha insani hâle getirilmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yapılırken göçmenlerin ve sığınmacıların onuruna ve temel haklarına saygı güvence altına alınmalıdır.

Cyprien Baba, 1965 doğumlu. Côte d’Ivoire (Fildişi Sahili) kökenlidir. Mayıs 2009’da aile birleşimi kapsamında İsviçre’ye, daha doğrusu Le Locle belediyesine geldi. Siyasi geçmişi nedeniyle kısa süre içinde dernek faaliyetlerinde de aktif olarak yer almaya başladı. 2016 yılından bu yana yaşadığı belediyenin Genel Konsey üyesidir ve aynı zamanda Unia Sendikası bünyesinde faaliyet göstermektedir.